14 Mart 2013 Perşembe

Bulusmak icin Ayrismak, Ayrismak icin Bulusmak...

Birseyle bulusabilmek icin once o seyden ayrismak gerekir, birseyden ayrismak icin once o seyle bulusmak...

Bizler bulusabilmek icin ayrisiyor muyuz ? Yoksa bulusmak istediklerimize daha da mi yogunlasiyoruz... birakmiyoruz... ve tutkulu bir sekilde hayatimiza hapsediyoruz.... Hayatimiza hapsettigimiz dusunceler, duygular, olaylar, insanlar var. Tipki gorus gunleri gibi o ani bekledigimiz... Baska birinin izin verdigi kosulda, saat ve gunde bulusmalarimizi yasadigimiz ya da aslinda yasadigimizi sanip yasamadigimiz... Tum cabamiz bulusmak ise kavusmak ise neden once tutsaklarimizi serbest birakmiyoruz zihnimizde ?
Neden ayrismiyoruz ? Belki de ayrismiyoruz ki bulusabilelim istedigimiz sekilde...
Sirtimiz donuk duruyorken birbirimize, eger yuzumuzu cevirmek istiyorsak, once sirt sirta duruyor olmaktan vazgecmek gerekmez mi? Belki de once suan ki istemedigimizden ayrismaliyiz ki bulusmalarimiza sans olsun... Kimbilir belki de sitimiz donuk olsa bile sadece ayrismaktan korkumuzdan sikayet ede ede kendi ellerimizle sansimizi oteliyoruzdur, bilmeden kendimiz kendimizi mahkum ediyoruzdur bulusmamalara... Oysa belki de korkmayip ayrissak bulusmalarimiz olacak yeni ya da eski...

Belki de tam tersi bizim icin, ayrismak istedigimiz seylerden hep kacip onlari oteliyoruz. Herzaman varlar belki de, ama biz yok sayiyoruz...
Peki biz onlardan uzaklasmaya calistikca, red ettikce neden hep en derin kaygilarimiz oluyorlar...
Bazen hic konusmayarak, bazen sehirler degistirerek  ya da dusuncemizden, kaygimizdan kaciyoruz bazen, ama hep bizleler gittigimiz yerlerde ve oldugumuz zamanlarda...
Belki de ayrismak icin once bulusmamiz lazimdir. Bulusup; yasayip, yasamayip; konusup, konusmayip; yuzlesip, yuzlesmeyip; bilip, bilmeyip; dusunup, dusunmeyip; kabul edip ya da sadece bulusup sonra ayrismamiz...

Belki de ozaman veda etmis oluruz o bizimle beraber heryerde olan ayrismak istediklerimizle, kimi zaman huznumuz, kederimiz, kaygimiz kimi zaman esimiz, sevgilimiz, dostumuz, ailemizle...

Bulusmak icin once o seyden ayrismak, ayrismak icin once o seyle bulusmak gerekiyorsa; belki de korkmamaliyiz ayrismaktan ya da bulusmaktan.


Psikolog N. Hazel Baysoy







10 Mart 2013 Pazar

Kayip Endiselerimiz, kayip endisesi


Kayip Endiselerimiz

Gunluk yasamimizda pek fazla kullandigimiz bir terim endise. Peki Endise nedir size  ne ifade eder ? Korkudan farklidir endise cunku nesnesi yoktur. Analitik bakacak olursak; cevrede ve ya kisinin kendi benliginde bulunan ve ya cevredeki degisikliklerle ve ya benlikteki bilincsiz, bastirilan guclerin devreye girmesi ile harekete gecen henuz algilanmamis bir etkene yonelik tepki olarak yorumlanir ( Psikoanalitik Terimler Sozlugu, 2010 ) . Ozetle henuz varolmayan ve algilanmayana endise duyariz.

Varolmayan ve algilanmayana duydugumuz endiselerimizden biri ' kayip endiselerimiz' 
Gunluk hayatimza donup bir bakalim, gecmisimize, simdimize, en cok ne zaman bir kayibin endisesini yasadik ? Kayip yasadigimiz durumlarda neler dusunup nasil hissediyoruz ?  Bu kayip duygusu ile nasil basa cikiyoruz ? 

Ornegin İsimizi kaybetmis olabiliriz Bu bir daha para kazanamayacak olmamiz anlamina mi geliyor ya da sevgilimizden esimizden ayrilmis olabiliriz bu bir daha sevgilimiz olmayacak mi demek  ? Bazen olaylara karsi abartili tehlike algilarimi gelistirebiliriz, peki Gercekten ortada bu kadar buyuk bir tehlike var mi? Bu sorularin cevaplari icinde bulundugumuz olumsuz dusuncelerimizin getirdigi olumsuz duygularla eslesebilir, bunun icinde bulundugumuz depresyona bagli olarak yasandiginin, bu olumsuz dusuncelerin ve duygularin depresyona bagli oldugundan arttiginin farkinda miyiz ?

Belki de olaylara karsi abartili tehlike algilari hissediyoruzdur, durum aslinda hissettigimiz olumsuz duygularimizi getirecek kadar abartili degildir, biz bunu kendi olumsuz dusuncelerimizle bu hale getiriyoruzdur.

Simdi biraz daha ustune konusalim; sevgidigimiz insanlari kaybetmekten korkuyoruz, en sevdigimiz arkadasimiz bir gun ya bizi terkederse, simdi bir durum yaratalim, evet en sevdigimiz arkadasimizi kaybettik, bu bizi mutsuz, umutsuz ve uzgun yapti, peki aslinda bizi umutsuz yapan onu kaybetmis olma durumumuz mu yoksa bu durumun pesinden zihnimizde yiginla olusan olumsuz dusuncelerimiz mi ? Bir daha asla arkadasim olmayacak, asla yeniden eskisi gibi olamayiz, ben sevilmiyorum... Biranda zihnimizde ardi ardina gelen uyarilar, iste bunlar bizi bu duyguya getiren. Simdi bir saniye duralim ve karsit dusuncelerimizi dinleyelim, iliskimizi yeniden yapilandirabilirim, bu durumun ustesinden gelebilirim ya da yeniden tabiki arkadasim arkadaslarim olacak, simdi duralim ve hislerimize bakalim... durum ayni fakat bizim durum ile ilgili dusunsel atiflerimiz duygularimizin degismesini, siddetinin artmasina ya da azalmasina neden oldu.
Ya da sevgiliden ayrilmis olmak, iliskimizin bitmis olmasi durumunda sevgilim birdaha olmayacak bir daha hic mutlu olamayacagim, sevemeyecegim, kimse beni sevmeyecek dusuncesi dusunceleri bizi umutsuz ve mutsuz yapan.

Farkinda miyiz Durumlar ile ilgili Dusuncelerimiz, duygularimizi getirdi? Olumsuz  dusunceler olumsuz duygulari ve olumsuz duygular tekrar olumsuz dusunceleri... Bir sure sonra bu bir dongu halini aldi..  Ta ki basedebilme methodlarimizi bulup bu donguyu kirana kadar...
Elimize bir karsit dusunce alip bu donguyu kirmak sadece bizim elimizde... Cunku oradalar, varlar, ve belki de bizler tarafindan benligimizde kesfedilmeyi ve bilinmeyi bekliyorlar...

Belki de tum bu hissi yasamamiza neden olan durumlar degil bizim yarattigimiz dusuncelerimizdir.

Dusuncelerimizin semalarimi dogru sorularla sorgulamak bizim elimizde, belkide suan icinde bulundugumuz durumdan cok, dusuncelerimize o kadar odaklanmisizdir ki, olumsuz dusunce olumsuz duygu dongusunden kurtulamiyoruzdur. Belki de olumsuz dusuncelerimize karsit dusunceler olusturmamiz ve bu karsit dusuncelerin bize nasil hissettirdigini gormemiz bize iyi gelen olacaktir. Belki de suan yasadigimiz hicbir duygunun sebebi icinde oldugumuz durum dgil durumdan cok bu durumla eslestirdigimiz ve en onemlisi yarattigimiz dusuncelerimizdir.
Belki de hayatimizi kolaylastiracak olan Hic endise duymamak hic depresyona girmemek hic uzgun olmamak degil, hayatimizda herzaman yasanabilir olan depresyon ve endisemizle nasil bas edecegimizi biliyor olmak ve bunun farkindaliginda olmamizdir.

Psikolog  N. Hazel Baysoy

30 Ocak 2012 Pazartesi

Anksiyete Bozuklukları

Anksiyete Bozuklukları; Teşhis için iyi bir görüşme şarttır. Genellenmiş anksiyete bozukluğu vardır ama bunu mesela bıçak korkusu gibi fobi birşey  olarak getirir. Agora fobi ve ya özgül fobi olabilir. Panik bozuklukta bu iki fobi de olabilir. OKB de genellenmiş anksiyete bozukluğu vardır. Genellenmiş anksiyete bozukluğu yaşayan insanlar bu anksiyeteyi haklı görürler ve terapiye getirmezler. Sosyal destek çok önemli bir koruyucu faktördür. Anksiyete için bekle geçer diye bir olgu yoktur. Yeme bozukluğu, OKB bunların ikisinde de kişinin hayatıyla ilgili kontrolu kaybettiği zaman görüldüğü belirtilmiştir.
OKB terapisinde, obsesyonların içeriğinden bahsetmeden bunun semptom olduğunu açıklamak gerekir çünkü içeriği açıklayınca kişide vesveseye sebep olacak yeni düşünceler türemektedir
Duygu - durum; Ortalama başlama yaşı 21'dir. İlk atak erkeklerde genelde mani olurken, kadınlarda depresyon olur. Uyuşturucu ve alkol kullanımı sonrasında veya göç sonrası da gelişebilir. Manik dönemden deporesyona geçiş ani ve trajik olabilir.Depresyona ağır anksiyete panik ataklar eşlik edebilir Aşırı konuşma eğilimi gözlenir. Kişi, olağan durumundan farklı ve belirgin bir biçimde hızlı ve sürekli konuşma eğilimindedir. Zihinsel etkinlikler hızlanmıştır. Düşünceler ve çağrışımlar birbiri ardı sıra gelir. Kişi, çağrışımlar ve düşünceler arasında eleme yapmakta zorlanır. Bu durum "çağrışımlarda gevşeme" ve "düşüncelerde sıçrama" olarak da bilinir. Kişi dikkatini belirli bir konu üzerinde, belirli bir süre tutmakta zorlanır. Zihinsel süreçler ve bunlara bağlı olarak konuşmalar, konudan konuya geçmekte, sıçramaktadır. Toplumsal ilgi belirgin bir biçimde artmıştır. Kişi çok daha sosyal, çok daha girişken, çok daha atak olur. Sonuçlarını hesaplamadan, yaşamdan zevk almaya yönelik etkinliklere girişilir. Çoğu geçici bir hevese yönelen etkinliklerdir bunlar. Giyiniş biçimini birden bire köklü bir şekilde değiştirme, toplumsal kuralları zorlayan cinsel deneyimlere girişme, hesapsız para harcama, ayna karşısında uzun süre vakit geçirme gibi belirtiler kendini gösterir. Uyku gereksinimi düşer, günlerce uyumadan yaşarlar. Buna rağmen kendilerini iyi hissederler, hastalığın en önemli belitisi de budur ve sonuç itibari ile bir döngü yaşanır.  Aşırı ve abartılı bir özgüven görülür. Kişi kendini, her şeye gücü yeten, her sorunu çözebilecek, giriştiği her işin üstesinden rahatlıkla gelebilecek bir durumda algılar.  Hastada sanrı ve varsanrı, ani saldırganlık ve ani hakaret gözlemlenebilir.  Hastalar genelde uzun yıllar depresif bozukluk teşhisleri alabilir teşhis için hasta yakınlarını dinlemek daha dogrudur keza hasta kendi gerçek durumunun farkında olmayabilir ya da tersi hasta olarak tanımlanmamak korkusuyla hastalığını saklama ya da hekimi yanıltmaya çalışabilir.  Hobilerine ve kabiliyetlerine bağlı olarak manik dönemde fazlasıyla üretken olur . Cinsel istek artışı.
Terapi sürecinde; psikoanalitik kuramda, depresyonun bastırılmış kayıp duygusu, kişinin bilinçdışı yönettiği kendine kızgınlık duygusundan kaynaklandığı sanılır ve kişiye bastırılmış çatışmaları ile ilgili içgörü kazandırma ve kendisine yönelik kızgınlığı dışarı vurma konusunda güçlendirmeye gidilmektedir. Amaç kişinin örtük motivasyonu ortaya çıkartmaktır. BDT kuramda ise derin elem ve parçalanmış kendilik saygısının kaynağı keşfedilmeye çalışılır.Düşünce hataları önemlidir. Uyumu bozan düşünce örtülerini keşfedip, uygun ve uyumlularla değiştirmek için kişi cesaretlendirilir. Günümüzde ailesel olduğu düşünülen duygu durum bozukluklarında, genetik yatkınlığın üzerine yoğun stress yaşantılarının eklenmesiyle tekrarlanarak kişide ortaya çıkması gözlenmiştir. Duygu durum bozukluklarının terapi süresince ilaçlı destek çoğunlukla gerekmektedir.
Uzman  Psikolog Hazel Baysoy

Madde Bağımlılığı ve Yeme Bozuklukları

Madde bağımlılığı;  madde kullanımının bağımlı miktarına eriştiği ya da erişiyor olduğu sırada ortaya çıkar. Özellikle depresyon tedavisi için başvuran kişilerde mutlaka sorulması gerekmektedir. Son 6 ayda ne kadar kullandı ? Nerden edindi ? Madde etkisi altında seans yapmamak lazımdır. Troit, mr gibi bazı check up testleri yapılmalıdır. Madde kullanımına kişi o an ki duygu durumunu up eder. Mutluysa daha mutlu, hüzünlüyse daha hüzünlü gibi. Terapiye açıktır. Ancak kişinin buna istekli ve kararlı olması şarttır.

Yeme Bozuklukları; Kontrol ihtiyacı, beden imgesi, mükemmelliyetçilik, analitik kuramda hamile kalma arzusunun bastırılması,anorektik ve blumicler ve tıkanırcasına yeme durumlarının nedenlerinden olabilir. Genelde benlik algısındaki zayıflık durumlarında karşımıza çıkabilir. Terapiye açıktır. Fakat terapiye getirmezler. Başka problemlerle terapiste başvurma durumu yeme bpzukluklarında çok yaygındır. Aile en önemli koruyucu faktördür. Kontrolcu anne - çocuk ilişkilerinin önemli bir sonucudur. Yeme bozukluklarında aile ilişkilerini değiştirerek sonuç daha iyi alındığı gözlemlenmektedir. Kişisel güçlendirmeye gitmmek en etkili terapi amaçlarından biri olabilir. 
Uzman Psikolog Hazel Baysoy

Borderline Kişilik Bozukluğu

Borderline; En önemli semptomlarından birtanesi çok dürtüsel olmalarıdır. En az üç alanda kendilerini tehlikeye atarlar. Kendilerine fiziksel olarak zarar verirler. İntihar girişimleri vardır. Ya çok iyi ya çok kötüdür. Kendilik algıları yok denilecek kadar boştur. Ben kimim ? sorusuna duygusal ve düşünsel olarak verebilecekleri bir cevap yoktur. Sürekli terkedilme korkusu yaşarlar. Güven sınırlarını sürekli test ederler. Adeta terk edilmek için denemeler yaparlar. Bağlılık kurdukları kişiden ayrılmaları çok zordur. Kendine zarar verir. Terapi ye açıktırlar fakat genelde terapiye intihar girişimi sonrası ya da ayrılık sonrası geldikleri gözlemlenmiştir. CBT de güçlendirme methodu ve kendinin farkında olma methodları kullanıldığı için borderlineların terapisinde bu terapi modeli işe yaramaktadır.
Uzman Psikolog Hazel Baysoy

Şizoid ve Şizotipal Kişilik Bozukluğu

Şizoid kişilik bozukluğunda, İnsanlardan kaçma, tek başına olmak isteme en çok görülen semptomlarındandır. Karşı cins ile enredeyse hiç bir ilişki yoktur. Soliter işleri tercih eder, duygu ifadesi neredeyse yoktur ve boştur. Evlenemezler ve sadece aileye yakın bağlar ve ilişkiler kurarlar. Göz kontağı neredeyse yok denilecek kadar azdır. ŞKB da terapiye kapalıdır. Duygu ifadelerinden yoksun olduğu için terapistle ilişki kurmakta zorlanır. Sadece aileye bağının olması terapistle bağ geliştirmesini güçleştirir. Yalnız olmak istemesi terapistle olan iş birlikçi tarafını baltalayabilir. Terapist onun iç dünyasıyla bir ilişki kurarak bu yalnızlık ve duygusuzluk hissini sarsacaktır. İyi bir aile desteği, eğitim hayatı ya da tek başına yapılacak işlerde başarılı olma ihtimalleri yüksektir.

Şizotipal kişilik bozukluğu; Garip görünmeleri en önemli semptomlarından biridir. Garip görünür, garip düşünürler. Referans düşünceleri vardır. Omnipotente algıları vardır. Kendilerinin birşeye sebap olduğunu düşünürler. Algıda çarpıklıkları vardır. Mesela oda da kimse yok fakat biri ona sesleniyor sanırlar. Ağdalı bir dil kullanırlar. Terapiye açık değillerdir. Terapiye başlasalar bile kendilerinde çok özel birşey olduğunu ve onu daha fazla ve derin keşfetmek için terapiye geldiklerine inanırlar. Terapi onlar için kendi ayrıcalıklı durumlarını pekiştirecek birşey olmalıdır. omnipotente olmalarından dolayı terapist ya cok iyi ya da çok kötü olacaktır. Bu da terapist için ve kişi için terapiyi etkileyici bir süreç olmasına neden olmaktadır.
Uzman Psikolog Hazel Baysoy

Paranoid Kişilik Bozukluğu

Paranoid, terapiye kapalıdır. Çünkü herkesden ve heryerden bir tehlike geleceği konusunda işgilli davranışlar gösterir. Herhangi bir insanın sosyal olarak kendisinden bir beklentisi olduğunda bunun arkasında mutlaka kendisine tehtit oluşturacak bir şey olduğunu düşünür. Yakın ilişkiler kurmaz. Her türlü normal sosyalizasyonda bir tehtit arar. Şüpheci ve zarar görüceğine dair gerçek dışı inanışları gerçekçidir. Bu yüzden terapiye kapalıdır çünkü onun mantıklı nedenleri vardır. İnançlarını haklı gösterir. Daha genellenmiş paranoyalar burda söz konusudur sadece birşeye ve bir kişiye değildir. C tipinde olduğu için bir şekilde gündelik hayatına devam etme durumuna rastlanabilir. Fakat bu gerçek dışı inanışlar gündelik hayatını idame ettiremez, kendisi ve çevresindekilere zarar veren eşiklere ulaştığında, terapi kaçınılmaz olur. Paranoid bir kişi ya çok haklı ve mantıklı nedenlerle terapiste paranoyalarını açıklar ve bu inanışların gerçek dışı olmadığı konusunda direnç gösterir ya da terapisti de kendi paranoyalarının zincirine ekleyerek ondan da bir zarar geleceğini düşünür. Bu durumda kişinin gerçek dışı inanışlarının, az ya da çok gerçek dışılığına inanıyor ve bunun için terapistle bir ilişki kuruyor olması çok önemlidir.
Uzman Psikolog Hazel Baysoy